Kent
Ormanları ve Aydın’ın Akciğerleri?
Yaşadığımız kentler
betonu bol, yeşili az kentlere dönüştü uzun zamandır. Yağmacı zihniyet ve onun
yarattığı siyaset kadroları önce belediyeler ile yerelde, sonra ulusal ölçekte
serpilip gelişti. Büyüdü, kocaman bir amip gibi ülkenin tüm yeşilini yok etmeye
and içmişçesine saldırganlaştı ve günümüzde bu artarak sürüyor.
Üniversite
ana yerleşkesinin bulunduğu Kepez’den Aydın’a bakın. Kayda değer bir yeşil doku
bulamazsınız. Aydın Tekstil Parkı’nın
çam dokusu, Aydın Lisesi’nin
bulunduğu okullar mevkiindeki çamlık alan ve Tellidede Mezarlığı’nın yeşil korusu dışında göze çarpan bir yeşil
alan yoktur. Pınarbaşı Mesire Alanı bir
yeşil doku olsa da çok geniş bir alanı kapsamamaktadır. Her yer betona kurban
edildi. Kentimizin çevresindeki ormanlar dışında kentin akciğerleri diyebileceğimiz görkemli yeşil dokulardan yoksundur Aydın. Bugün
bir restorasyon projesi ile yeniden düzenlenen Tekstil Parkı’nın restorasyon sırasında çamlarının zarar
görmemesini ve yaşamasını dileyelim.
Yetmişli
yıllarda Kepez’den Aydın’a doğru bakıldığında ilk göze
çarpan neydi bilir misiniz? Doğu Gazi Bulvarı’nın( daha doğrusu o zamanlar geniş
bir cadde idi bu bulvar) her iki yanındaki devasa çam ağaçlarıydı göze çarpan.
Aydın Tekstil Parkı’nın çamları gibi görkemli, caddenin iki yakasını yeşile
bezeyen çamlar. Sonra bu caddeyi bulvar yapacağız diye o güzelim çamlar
kesildi. Büyük bir katliam yapıldı ve çevre bilinci o zamanlar çok gelişmiş
olmadığından gereken tepkiyi göstermedi Aydın halkı. Bu çamlar Batı Gazi’ye
kadar, Kemer Mahallesi’ne kadar gidiyordu. Bulvarın bugünkü durumunu
biliyorsunuz. Şimdi daha mı güzel, daha mı yaşanmaz hale geldi? Kararı siz
verin.
Oysa
çağdaş kentlerde kente ve kentlilere nefes aldıran kent ormanları o kentlerin
kimliğine sinmiştir. Örneğin, Paris’teki Boulogne Korusu gibi bir
yeşil doku bizim ülkemizde bir hayaldir. Adı koru ama bizim ölçülerimize göre
bir orman. Sürekli oksijen üreten, Parislileri bağrında deyim yerindeyse
sağaltan, can veren bir yeşil alan. 846 hektar yüzölçümüne sahip bir inci. 1
hektar 10. 000m2. olduğuna göre büyüklüğünü düşünün. Bizim Aydın Tekstil
Parkı’nın 117 dönüm olduğunu göz önüne alırsak farkı anlamaya çalışın. İçindeki
bitki örtüsü ve yaban yaşamıyla bir cennet. Amerikan filmlerinde gördüğümüz Newyork Central Park’tan 2,5 defa,
Londra’daki ünlü Hyde Park’tan 3,3 defa daha büyük bir oksijen
ormanından söz ediyoruz. Yürüyüş ve bisiklet yolları, spor alanları, içindeki
sayısız göl ve gölcükleri, devasa anıt ağaçları ile Paris’i koruyup kollayan,
nefes aldıran bir kent dokusu. İçinde kaybolursunuz. Ayrıca uzun tarihi ile bir
kültür varlığı. İnsanlar gözü gibi korumuşlar. Kentte bunaldın mı, stres
kurbanı mısın, nefes almak mı istiyorsun? Boulogne Korusu seni kucaklamaya
hazır. Bir sanatoryum gibi.
Bizim
gibi kültürler yeşili, doğayı, doğal yaşamı pek önemsemiyoruz. Bu konuda
hoyratız, yıkıcıyız. Bunun birçok nedeni var kuşkusuz. Ama en önemli nedeni,
bir doğu toplumu olarak, para hırsı ve daha çok kazanma açgözlülüğü. 10 dönüm
narenciye ya da şeftali bahçesini yapsatçı müteahhite verip elde ettiğimiz bina
rantının sonuçlarını hiçbir zaman düşünmüyoruz. Bunu irdeleyecek bir kültürel
altyapımız yok. Yoksulluğumuzun da bir rolü var kuşkusuz bu hoyratlık ve
yıkıcılıkta.
Yeşili
yok ederek ne kazanıp ne kaybettiğimizin hesabını yapmıyoruz. Yalnızca kişisel
rantımızı düşünüyor ve bunun etrafında kümeleniyoruz. Bu durum bugün bir yağma
kültürüne dönüştü ve bu anlayış iktidarı ele geçirdi. Çok saldırgan, gözü kara,
hukuk ve yasa tanımaz karakterdeki bu yapı günümüzde Kanal İstanbul diyerek varlığını sürdürmeye çalışıyor. Yeşilin ve
doğanın değerini daha yeni anlamaya başlayan toplumumuzun bu konuda büyük
sorumluluğu var, bunun üstesinden gelemedikçe hiçbir zaman çağdaş bir toplum
olamayacağız. Doğanın, yeşilin, temiz hava ve temiz gıdanın büyük bir öneme
haiz olduğu günümüzde bu sorumluluğumuz katlanarak artıyor. Özellikle gelecek
kuşaklara karşı.
Kent
merkezinde kalan birkaç büyük araziyle ilgili otopark ve ofis yapılacak türden
beyanları okuyunca üzülmemek elde değil. Yerel yönetimlerin kent merkezinde
betonlaşmayı ve çevre kirliliğini artırıcı değil tam tersi azaltıcı politikalar
gütmesi gerekir. Rantı, kazancı başka alanlardan yaratma yollarını bulmalılar.
Yapılacak her yatırımda yeşili, yeşil alanı, daha çok oksijeni hesaplayarak adım atmalıdırlar. Bugün yerel
yönetimlerde iktidara gelen siyasiler merkezde de iktidara gelmek istiyorlarsa
bunu gözetmeliler ve çevre konusunda içtenliklerini kanıtlamak zorundadırlar.
Türkiye kentlerinde yaşayan insanlar bir Boulogne
Korusu talep etmiyorlar ama mütevazi yeşil alanlara çok gereksiniyorlar.
23 Ocak 2020
23 Ocak 2020