Corona
Virüsü Mü Cehalet Virüsü Mü?
Dünyayı
ve ülkemizi esir alan bir Corona Virüsü belasıdır gidiyor. Her gün korku filmi
izler gibi televizyon başında kaç kişi öldü, kaç hasta var, salgın nerelere
yayıldı, izleyip duruyoruz. Bu arada toplum virüs denen canlı türünü de biraz
tanımış oldu. Bu Corona virüsü, aslında, dünya ülkelerinin, toplumlarının
eğitim, ekonomi, sağlık vb. birçok açıdan röntgenini çekti. Bir anlamda onları
sınadı.
Hangi toplumlar bu salgın tehdidine daha iyi
tepki veriyor, mücadele ediyor? Eğitimin niteliğinin yüksek, insanlarının
bilinçli olduğu, nitelikli insan gücünün fazla olduğu, sağlık sistemlerinin
kâra değil insana odaklı olduğu toplumlar konuya daha bilinçli yaklaşıyorlar ve
tepki veriyorlar. Onlardan öğreneceğimiz şey çok.
Bu
vesileyle, ülkemizin olaya tepki verme açısından toplumsal temelde ne kadar
yetersiz ve geri olduğunu da anladık bir kez daha. Dünyanın her ülkesinden
insanların kaynaştığı Umre
buluşmasından dönen potansiyel virüs bulaştırıcısı
hacıları yurdun dört bir yanına salan yöneticilerden tutun bireysel olarak ölümcül
sonuçları olan bu salgına duyarsız, vurdumduymaz Türk insanına kadar kültürel
özelliklerimiz göründü. “Sokağa çıkmayın”
diyen Güney Kore yönetiminin bu yasağına tüm Güney Koreliler harfiyen uyarken,
“eve kapanma” talimatına tüm Almanlar
sıkı sıkıya riayet ederken bizde ise insanlarımız ( çalışmak zorunda olanlar
hariç ) aylak aylak dolaşmayı neden sürdürmektedirler? Virüs nedir, salgın nedir, bulaştırma nedir, ölümcül hastalık nedir,
küresel salgın nedir ve sonuçları nelere yol açabilir, gibi birçok sorunun
insanımızın olayı algılamasında, bilinç düzeyinde pek karşılığı olmadığını
gördük. Devletin sağlık alanındaki test kiti yokluğu, maske-eldiven azlığı,
yeterli koruyucu malzeme sağlayamaması, insanlarımızı hızlı bir şekilde
karantinaya alabilme yeteneğinden yoksun olmasına hiç değinmiyorum. Ülkemizin
sağlık sistemi bu tür felaketlere göre örgütlenmiş değildir. Umre’den dönen son
hacıları apar topar öğrenci yurtlarına doldurmaları bunun kanıtıdır. Tüm
bunları sosyal devleti güçlü ülkeler yapabiliyor.
Türkiye’de her
siyasetçinin ağzında sakız olmuş bir söz var: “ Türkiye Cumhuriyeti laik ve sosyal bir hukuk devletidir”. 1960
Anayasası ile getirilen ve çok kısa bir dönem süren sosyal devlet anlayışını
saymazsak, anayasasında yazmasına rağmen bu ülkede devlet hiçbir zaman sosyal
devlet olmadı. Şimdilerde ise hiç değil. Ülkemiz siyasetçileri temel hak ve
özgürlükleri yasalarla güvence altına
alınmış bireyler değil en temel gereksinimleri için bile devlete muhtaç konuma
demir atmış yurttaşları hedefliyor ve onları el altında tutmayı bir
politikayı güdüyorlar her zaman. Bu çağdışı anlayışlar terk edilmedikçe sosyal
devlet bir hayâldir Türkiye toplumu için.
Gezici Araştırma Şirketi’nin Corona Virüsü’ne
ilişkin anket sonuçlarını okuyorum (25
Mart 2020 tarihli Cumhuriyet Gazetesi). Anketten çıkan sonuca göre 10
kişiden 4’ü salgına karşı tedbir almıyor. İnanılır gibi değil. Buradan şunu
anlıyorum ki Türk eğitim sistemi insanımıza en temel biyoloji, insan anatomisi
ve sağlığı konularını öğretememiştir. Yaşam,
yaşamın kaynağı, canlı ve türleri, hücre, virüs, bakteri, başkalaşım ( mutasyon
), evrim, salgın hastalık, ölümcül küresel salgın; bu konuları
çoğaltabiliriz. Eğitimin bu en temel konularında yeterli ve sağlıklı bilgilerle
donatılmamış, o bilgileri içselleştirmemiş ve davranışlarına yansıtmamış bir
toplumun bireyleri bu anketin sonuçlarında sırıtmaktadır. Corona salgınının İtalya, İspanya, Çin, İran gibi
ülkelerde yol açtığı ölümler ortadayken, bu ülkeler sıkı sokağa çıkma yasağı
uygularken ve hastane koridorlarında yerlerde yatan hasta görüntülerini görsel
ve yazılı basında an be an izlerken bile insanımızın bu duyarsızlığı ve
vurdumduymazlığı çok ilginçtir. İnsanımızın bu davranış kalıpları oran olarak
çok yüksektir. Her 10 kişiden 4’ü böyle davranıyorsa burada ciddi olarak durup
düşünmeliyiz. Ortalama eğitim
düzeyimizin 6 yıl civarında olduğu söylenir. Bu anket sonuçları bunu bile
tartışılır kılmaktadır.
Bu salgın
sağlık sektörünün ne kadar önemli ve yaşamsal olduğunu gösterdi bizim gibi paragöz ülkelere. Sağlığın en temel bir
insan hakkı olduğunu, herkes tarafından erişilebilir olması gerektiğini, bir
küresel ve ulusal sağlık felaketinde ( deprem, salgın hastalık vs.) sağlık
altyapısının ne kadar önemli olduğunu bundan böyle anımsar ve unutmayız umarım.
Bunu başaran Küba gibi ülkelerin sağlık sistemlerini gündeme daha fazla
taşımalı, onu kamuoyunun ve basının güncelinden eksik etmemeliyiz.
Küba’da sağlığın parasız ve çok nitelikli olduğunu duyuyor, okuyoruz. Ama ne
biliyoruz? Sağlıkta nasıl yapmışlar, nasıl başarmışlar, pek fazla şey
bilmiyoruz. Özellikle, Türk Tabibleri
Birliği, Eczacılar Odası, sağlık çalışanlarının sendikaları vb. sağlık
alanının bileşenleri bu örnekleri daha etkin ve sürekli bir şekilde insanların
bilincine yerleştirmeli, konuyu canlı tutmalıdırlar.
Corona virüsü mü cehalet virüsü mü daha tehlikelidir, diye sormalı ve düşünmeliyiz?
İkincisi daha tehlikelidir kuşkusuz. Çünkü cehalet virüsünü alt edemezseniz
hiçbir virüsle, ulusal ve küresel salgınla savaşım veremezsiniz. Bu salgın bize
eğitim sistemimizin ne tür bir insan ( insanlar ) ürettiğini bir kez daha gösterdi. Milimetrenin binde 40’ı büyüklüğünde bir canlıdan bihaber toplumlar o canlının
yaratacağı felaketi de anlayamazlar ve sokaklarda aylak aylak dolaşmayı
sürdürürler.
27
Mart 2020
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder