3 Mayıs 2020 Pazar


Corona Virüsü Mü Cehalet Virüsü Mü?

         Dünyayı ve ülkemizi esir alan bir Corona Virüsü belasıdır gidiyor. Her gün korku filmi izler gibi televizyon başında kaç kişi öldü, kaç hasta var, salgın nerelere yayıldı, izleyip duruyoruz. Bu arada toplum virüs denen canlı türünü de biraz tanımış oldu. Bu Corona virüsü, aslında, dünya ülkelerinin, toplumlarının eğitim, ekonomi, sağlık vb. birçok açıdan röntgenini çekti. Bir anlamda onları sınadı.

 Hangi toplumlar bu salgın tehdidine daha iyi tepki veriyor, mücadele ediyor? Eğitimin niteliğinin yüksek, insanlarının bilinçli olduğu, nitelikli insan gücünün fazla olduğu, sağlık sistemlerinin kâra değil insana odaklı olduğu toplumlar konuya daha bilinçli yaklaşıyorlar ve tepki veriyorlar. Onlardan öğreneceğimiz şey çok.

         Bu vesileyle, ülkemizin olaya tepki verme açısından toplumsal temelde ne kadar yetersiz ve geri olduğunu da anladık bir kez daha. Dünyanın her ülkesinden insanların kaynaştığı Umre buluşmasından dönen potansiyel virüs bulaştırıcısı hacıları yurdun dört bir yanına salan yöneticilerden tutun bireysel olarak ölümcül sonuçları olan bu salgına duyarsız, vurdumduymaz Türk insanına kadar kültürel özelliklerimiz göründü. “Sokağa çıkmayın” diyen Güney Kore yönetiminin bu yasağına tüm Güney Koreliler harfiyen uyarken, “eve kapanma” talimatına tüm Almanlar sıkı sıkıya riayet ederken bizde ise insanlarımız ( çalışmak zorunda olanlar hariç ) aylak aylak dolaşmayı neden sürdürmektedirler? Virüs nedir, salgın nedir, bulaştırma nedir, ölümcül hastalık nedir, küresel salgın nedir ve sonuçları nelere yol açabilir, gibi birçok sorunun insanımızın olayı algılamasında, bilinç düzeyinde pek karşılığı olmadığını gördük. Devletin sağlık alanındaki test kiti yokluğu, maske-eldiven azlığı, yeterli koruyucu malzeme sağlayamaması, insanlarımızı hızlı bir şekilde karantinaya alabilme yeteneğinden yoksun olmasına hiç değinmiyorum. Ülkemizin sağlık sistemi bu tür felaketlere göre örgütlenmiş değildir. Umre’den dönen son hacıları apar topar öğrenci yurtlarına doldurmaları bunun kanıtıdır. Tüm bunları sosyal devleti güçlü ülkeler yapabiliyor.

Türkiye’de her siyasetçinin ağzında sakız olmuş bir söz var: “ Türkiye Cumhuriyeti laik ve sosyal bir hukuk devletidir”. 1960 Anayasası ile getirilen ve çok kısa bir dönem süren sosyal devlet anlayışını saymazsak, anayasasında yazmasına rağmen bu ülkede devlet hiçbir zaman sosyal devlet olmadı. Şimdilerde ise hiç değil. Ülkemiz siyasetçileri temel hak ve özgürlükleri yasalarla güvence altına alınmış bireyler değil en temel gereksinimleri için bile devlete muhtaç konuma demir atmış yurttaşları hedefliyor ve onları el altında tutmayı bir politikayı güdüyorlar her zaman. Bu çağdışı anlayışlar terk edilmedikçe sosyal devlet bir hayâldir Türkiye toplumu için.

         Gezici Araştırma Şirketi’nin Corona Virüsü’ne ilişkin anket sonuçlarını okuyorum (25 Mart 2020 tarihli Cumhuriyet Gazetesi). Anketten çıkan sonuca göre 10 kişiden 4’ü salgına karşı tedbir almıyor. İnanılır gibi değil. Buradan şunu anlıyorum ki Türk eğitim sistemi insanımıza en temel biyoloji, insan anatomisi ve sağlığı konularını öğretememiştir. Yaşam, yaşamın kaynağı, canlı ve türleri, hücre, virüs, bakteri, başkalaşım ( mutasyon ), evrim, salgın hastalık, ölümcül küresel salgın; bu konuları çoğaltabiliriz. Eğitimin bu en temel konularında yeterli ve sağlıklı bilgilerle donatılmamış, o bilgileri içselleştirmemiş ve davranışlarına yansıtmamış bir toplumun bireyleri bu anketin sonuçlarında sırıtmaktadır. Corona salgınının İtalya, İspanya, Çin, İran gibi ülkelerde yol açtığı ölümler ortadayken, bu ülkeler sıkı sokağa çıkma yasağı uygularken ve hastane koridorlarında yerlerde yatan hasta görüntülerini görsel ve yazılı basında an be an izlerken bile insanımızın bu duyarsızlığı ve vurdumduymazlığı çok ilginçtir. İnsanımızın bu davranış kalıpları oran olarak çok yüksektir. Her 10 kişiden 4’ü böyle davranıyorsa burada ciddi olarak durup düşünmeliyiz.  Ortalama eğitim düzeyimizin 6 yıl civarında olduğu söylenir. Bu anket sonuçları bunu bile tartışılır kılmaktadır.

         Bu salgın sağlık sektörünün ne kadar önemli ve yaşamsal olduğunu gösterdi bizim gibi paragöz ülkelere. Sağlığın en temel bir insan hakkı olduğunu, herkes tarafından erişilebilir olması gerektiğini, bir küresel ve ulusal sağlık felaketinde ( deprem, salgın hastalık vs.) sağlık altyapısının ne kadar önemli olduğunu bundan böyle anımsar ve unutmayız umarım. Bunu başaran Küba gibi ülkelerin sağlık sistemlerini gündeme daha fazla taşımalı, onu kamuoyunun ve basının güncelinden eksik etmemeliyiz. Küba’da sağlığın parasız ve çok nitelikli olduğunu duyuyor, okuyoruz. Ama ne biliyoruz? Sağlıkta nasıl yapmışlar, nasıl başarmışlar, pek fazla şey bilmiyoruz. Özellikle, Türk Tabibleri Birliği, Eczacılar Odası, sağlık çalışanlarının sendikaları vb. sağlık alanının bileşenleri bu örnekleri daha etkin ve sürekli bir şekilde insanların bilincine yerleştirmeli, konuyu canlı tutmalıdırlar.

         Corona virüsücehalet virüsü mü daha tehlikelidir, diye sormalı ve düşünmeliyiz? İkincisi daha tehlikelidir kuşkusuz. Çünkü cehalet virüsünü alt edemezseniz hiçbir virüsle, ulusal ve küresel salgınla savaşım veremezsiniz. Bu salgın bize eğitim sistemimizin ne tür bir insan ( insanlar ) ürettiğini bir kez daha gösterdi. Milimetrenin binde 40’ı büyüklüğünde bir canlıdan bihaber toplumlar o canlının yaratacağı felaketi de anlayamazlar ve sokaklarda aylak aylak dolaşmayı sürdürürler.
                                                                                              27 Mart 2020

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kent Ormanları ve Aydın’ın Akciğerleri?             Yaşadığımız kentler betonu bol, yeşili az kentlere dönüştü uzun zamandır. Yağmacı ...