3 Mayıs 2020 Pazar


Sosyal Devlet Bir Düş Müdür?

         Corona salgınının ülkeleri esir aldığı ve milyonlarca insanı işsiz bıraktığı şu günlerde temel asgari gereksinimlerini karşılayamayacak insanımızın sayısı hızla arttı. Binlerce işyeri kapandı, insanlar işsiz kaldı. Salgın yalnızca sağlık değil derin ekonomik sorunlara yol açtı. Bu kitlelere destek ve yardım sağlamak için kurumlar seferber oldu. Özellikle belediyeler bu yardım kampanyalarında başı çekiyor. Merkezi yönetim bir paket açıklamış olsa da bunun çok çok yetersiz olduğunu herkes dile getiriyor. Şurası açık ki ülkemiz bu tür felaketlere hiç hazırlığı olmayan bir ülke. Çıplak gerçek budur.

         Fransa’da Montpellier kentinde Jean- Louis Brun adında bir Fransız arkadaşım var. Onlar ne yapıyor, oralarda salgının yol açtığı ekonomik durum nedir, insanlar bundan nasıl etkilenmiştir, diye sordum. Bana verdiği yanıt şu oldu: “ Biz de ne devlet ne de belediyeler işsizlere, felaketten etkilenenlere gıda yardımı yapar, evlere yardım paketi gönderir. İşsiz kalan herkese İşsizlik Sigortası kapsamında aylık ücret ya da maaşının % 84’ünü Fransız Devleti öder. Bu Fransa’nın uzun zamandır uyguladığı bir sosyal devlet kazanımıdır.” Bu yanıtı alınca ekranlarda izlediğimiz yardım kolilerini, bu yardımları almak için uzun kuyruklarda bekleyenleri, İŞKUR önünde iş başvurusu yapmak için çaresizce bekleşen insanımızın durumunu düşündüm. Sahi, bizde de bir işsizlik sigortası var değil mi? Bu sigortadan yararlanan var mıdır, varsa kaç kişidir, bunu dile getiren pek yok. Sosyal devlet bu günler için değil midir?

         İşsizlik Sigortası 2000 yılında Bülent Ecevit hükümeti döneminde 4447 sayılı yasa ile yürürlüğe girdi. Daha sonra 2008 yılında kapsamı biraz daha genişletildi. Özetle, her çalışanın SGK’na ödediği prime esas kazanç üzerinden %1, işverenin %2, devletin ise %1 katkı sunduğu bir para İşsizlik Sigorta Fonu’nda birikiyor. Bir çalışan işsiz kaldığında da bu fondan yararlanıyor. Yararlanma koşullarının çok ağır ve zor olduğunu uzmanların söylediği kadar biliyorum.

         Uzmanlara ve muhalefete göre şu ana kadar bu fonda 130 milyar birikti. Böylesi büyük bir felaket kapsamında kullanılması için daha iyi koşullar olamaz. Ama böyle bir para var mıdır yok mudur, bu bile bilinmiyor. Muhalefet böyle bir para görünse de aslında mevcut değil diyor. Bir hükümet yetkilisi şu ana kadar çıkıp İşsizlik Fonu’nda şu kadar para vardır demedi, demiyor. Bu fonda biriken para nasıl değerlendirildi, nerelerde nasıl ve kimler için kullanıldı, şu ana kadar kaç kişi yararlandı, gerçekten işsiz yurttaşlarımıza destek olmak için mi kullanıldı yoksa başka amaçlar için mi kullanıldı?  Bir dizi bilinmez soruyu kafamızda evirip çeviriyoruz. Bizim gibi toplumlar bu soruları ve yanıtlarını merak etsek de arkasını bırakıyoruz. Konuyu takip etmiyoruz. Soru çok yakıcı ve önemli. Bu bir siyasal ve toplumsal bilinç sorunu. Oysa bu para halkın parasıdır. Aynen bir hane halkının, bir ev halkının evindeki bütçesi gibi. Sosyal devlet bu kara günler için değil midir? Salgın nedeniyle işsiz kalan yığınlara bu fon destek olmayacaksa kim destek olacak? İnsanların en temel gıda gereksinimleri bile belediyelerden gelecek yardımlara bağlıysa insanımızın işi zor.

         Türkiye’yi yıllardır yöneten yoz siyasetçiler, hiçbir zaman, gerçek bir sosyal devlet siyasetini temel bir stratejik tercih olarak programlarına almadılar. Onun yerine muhtaç ve ihtiyaç sahibi yığınları manipüle etmeyi, onları kendi çıkarları için kullanmayı yeğlediler. Özellikle son 20 yıldır bu eğilim arttı. İnsanlarımıza insanca yaşayacak bir gelir elde etmenin altyapısını hazırlamayı, istihdam yaratmayı, yasalarla güvence altına alınmış bir çalışma hakkını ve i gözetmediler. Onları çeşitli yardım paketlerine, gıda kolilerine mahkûm ederek kendilerine minnet duymalarını amaçladılar. Bunu bir baskı unsuru olarak sürekli, kalıcı kılmayı şiar edindiler. İnsanların iş güvencesini tesis etmeyi temel bir hak olarak, çalışma yaşamının en temel unsuru olarak hedeflemediler. İş güvencesiz insanları çalıştırmayı bir yöntem bilerek insanlarımızın hak arama taleplerini bu şekilde baskılamayı, engellemeyi bir siyaset olarak benimsediler.

         Sosyal devlet bir düş müdür? “sorusunun yanıtı ülkemiz insanının bu siyaset anlayışını, bu çağdışı siyasetçileri tarihin çöplüğüne göndermesiyle ilişkilidir. Gerçek bir sosyal devlet düş değildir ama bunun için mücadele etmek gerekir. İşsizlik Fonu’ndaki paraların nerelere harcandığını sorarak, bunu sürekli talep ederek işe başlamalıyız belki de.

                                                                                     04 Nisan 2020
        

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kent Ormanları ve Aydın’ın Akciğerleri?             Yaşadığımız kentler betonu bol, yeşili az kentlere dönüştü uzun zamandır. Yağmacı ...