Çanakkale Savaşları ve Milliyetçilik Kavramına Bir Bakış
Çanakkale Savaşları ve Zaferi’ni anma
haftasına giriyoruz mart ayında. Yıllar önce aldığım ve izlediğim “ Çanakkale Geçilemedi “ adlı belgeseli tekrar
izlemek üzere DVD okuyucuya koydum. Yönetmen Wain Fimeri’nin Avusturalya, Yeni Zelanda, İrlanda ve Galler
televizyonları ile TRT ortak yapımı bu belgeselde yaklaşık iki saat, görüntüler
ve filmin diyalogları beni Türk ve dünya tarihinin en önemli savaşlarından biri
olan bu savaşlara aldı götürdü yeniden. Antik çağdan beri birçok mitolojik
öykülere konu olmuş ve dünyanın en güzel doğa harikalarından biri olan Çanakkale Boğazı ve Gelibolu dağarcığım bir kez daha tazelendi. Önceleri, birçok kez
ziyaret ettiğim ve yerli-yabancı gezgin gruplarına anlattığım bu yöreyi ve
tarihini yeniden yaşadım. Çanakkale
Savaşları’nın nedeni ve sonuçları, özellikle de savaşın kazanılmasında
dehasıyla büyük rol oynamış Gazi Mustafa
Kemal Atatürk’ün önemi üzerine
birçok Türk insanının kuşkusuz bilgisi var. Ancak, her yıl yapılan törenler ve
bu törenlere katılan, Çanakkale Savaşı’nda şehit düşmüş Avustralyalı, Yeni
Zelandalıların torunları üzerine düşünmemek ve onların tutum ve tavırlarından
etkilenmemek mümkün değil.
Her yıl anma törenleri düzenlenir Çanakkale Savaşları için.
Türk televizyonları ve basın olayın önemi üzerine yayın yapar. Çanakkale’de Gelibolu Ulusal Parkı’nda yapılan
törenlerde hep Anzakların torunları savaşta yiten dedelerini anmak için ta
oralardan gelir ve hazır bulunurlar. Çanakkale
Savaşları’nın anılarına Anzaklar ulusal bir kültür olayı olarak sahip
çıkıyorlar. Bu ne güzel bir vefa
duygusudur, ne güzel bir tarih bilincidir! İmrenmemek mümkün değil doğrusu.
Emperyalist Batı’nın Anadolu’yu yok etmek için giriştiği tarihin en önemli
ikinci kara harekâtında saf alan çiftçi, memur, işçi kökenli birçok
Avustralyalı, Yeni Zelandalı, İngiliz genç bir ideal uğruna savaştıklarını
sanarak bu topraklarda yitip gitmişlerdir. Çanakkale
Savaşı’nı büyük bir başarıyla yöneten ve zaferine imza atan Mustafa Kemal’in
onlar için söylediği söz ise onun barışa ve barış kültürüne verdiği önemi
göstermesi açısından ne önemlidir: “ Bu
topraklar üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın
toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan
yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan çocuklarını savaşa gönderen analar!
Gözyaşlarınızı dindiriniz! Çocuklarınız bizim bağrımızdadır, huzur
içerisindedirler. Ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda
canlarını verdikten sonra artık bizim çocuklarımız olmuşlardır”. Yüreği
sevgi ve barış dolu bir Anadolu insanının, aynı zamanda bir büyük komutan ve
siyasetçinin, Mustafa Kemal’in sözleridir bunlar. Anma törenlerinde Atatürk’ün
adını anmayan yoz siyaset erbabı savaş çığırtkanlığını ilke edinmiştir günümüz
Türkiye’sinde.
Son yıllarda Çanakkale Savaşları’na ve anma
törenlerine artan bir ilgi olsa da bizlerin kendi tarihimize ve anma
yıldönümlerine pek yakın durduğumuz söylenemez. Bunun birçok nedeni olmalı.
Öncelikle, eğitim sistemimizde bu tür zaferler bir tarihsel derinlikten ve
felsefeden yoksun bir biçimde öğretiliyor. Hamasi kahramanlık duygu ve ruh
haliyle olayın önemi ve içeriği belki de eksiliyor. Türk eğitim sisteminin
tarih eğitimi ve yetiştirilen genç kuşaklarda tarih bilinci konusunda çok
başarılı olduğunu söylemek zor. Ezberci, “ en
kahraman Türk, daha kahramanı yok
“ gibi bir şoven yaklaşım ağır basıyor yaklaşımlarda. Elin insanı binlerce
kilometre uzaktan bu törenlere katılmaya gelirken bizler o bilinçte olmadığımız
için kimsenin aklına “ biz de törenlere katılmalıyız “ gibi
düşünceler gelmiyor doğal olarak. Hep merak etmiş ve sormuşumdur; Çanakkale
Savaşı gibi bir olay Avustralya, Yeni Zelanda topraklarında olmuş ve yüz
binlerce Türk askeri oralarda şehit düşmüş olsaydı o ülkelerde yapılan
törenlere Türkiye’den kaç kişi katılırdı, acaba diye? Kore Savaşı’nda şehit
olmuş Türklerin torunları Kore’de yapılan anma törenlerine katılmış mıdır hiç? Ayrıca,
okuyan ve düşünen bir toplum olmadığımız için tarihimizin önemli olaylarını
okul yıllarında edindiğimiz bilgiler düzeyinde biliyoruz ve üzerine pek bir şey
katmıyoruz.
Çanakkale Savaşı üzerine kapsamlı bir film yapmamışız
şu ana dek. Son on yıllarda kimi nitelikli belgeseller yapılıyor olsa da bu
önemli bir boşluktur kültür dünyamız için. Böyle bir konu yabancıların
tarihinde olsa şimdiye dek yüzlerce kez işlenir ve uluslararası bir tanıtım
olanağı yaratılırdı. Her yıl Çanakkale Savaşları’nı anarken ve geçmişimizi
anımsarken nerede olduğumuzu görebilmemiz için bir ölçü olmalıdır. Geriye
bakılmalı ve şu soru sorulmalıdır: “ Geçen
bir yıl içinde bu olay üzerine kaç kitap, makale, film, belgesel vb. yapıldı? “ sorusu sorulmalıdır.
Tarihimize lâyık olabilmenin en temel koşulu bu olsa gerekir.
Tarih alanı, Türkiye’de uzun zaman milliyetçi,
mukaddesatçı anlayışların kurbanı olmuş ve zaman içinde hamasi bir kahramanlık teması üzerine inşa edilmiş bir anlayış
ortaya çıkmıştır. Oysa, günümüzde çok önemli çağdaş tarihçilerimiz vardır ve
bunlar sayesinde yeni yaklaşım ve projeler ortaya konarak genç kuşaklar yeni
bir tarih bilinciyle donatılmalıdır. Dünya tarihinin en önemli olaylarından
biri olan Çanakkale Savaşları gibi bir tarihi olay anılırken onun aynı zamanda dünya barış kültürüne katkısı da
sağlanmalı ve savaşa katılmış ülkeler arasında ortak barış projeleri
geliştirilerek ülkemizin dünyadaki imajına da katkıda bulunmalıdır. Oysa
günümüzde valilikler savaşa hayır mitinglerini yasaklamaya başladılar
ülkemizde.
Tüm bunları yapabilmek çağdaş anlayış ve kafa yapısına
sahip siyasetçiler ile mümkündür doğal olarak. Günümüz Türkiye’sine bakınca o
türden yöneticileri arayın ki bulasınız.
12
Mart 2020
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder