3 Mayıs 2020 Pazar


Çanakkale Savaşları ve Milliyetçilik Kavramına Bir Bakış


Çanakkale Savaşları ve Zaferi’ni anma haftasına giriyoruz mart ayında. Yıllar önce aldığım ve izlediğim “ Çanakkale Geçilemedi “ adlı belgeseli tekrar izlemek üzere DVD okuyucuya koydum. Yönetmen Wain Fimeri’nin Avusturalya, Yeni Zelanda, İrlanda ve Galler televizyonları ile TRT ortak yapımı bu belgeselde yaklaşık iki saat, görüntüler ve filmin diyalogları beni Türk ve dünya tarihinin en önemli savaşlarından biri olan bu savaşlara aldı götürdü yeniden. Antik çağdan beri birçok mitolojik öykülere konu olmuş ve dünyanın en güzel doğa harikalarından biri olan Çanakkale Boğazı ve Gelibolu dağarcığım bir kez daha tazelendi. Önceleri, birçok kez ziyaret ettiğim ve yerli-yabancı gezgin gruplarına anlattığım bu yöreyi ve tarihini yeniden yaşadım. Çanakkale Savaşları’nın nedeni ve sonuçları, özellikle de savaşın kazanılmasında dehasıyla büyük rol oynamış Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önemi üzerine birçok Türk insanının kuşkusuz bilgisi var. Ancak, her yıl yapılan törenler ve bu törenlere katılan, Çanakkale Savaşı’nda şehit düşmüş Avustralyalı, Yeni Zelandalıların torunları üzerine düşünmemek ve onların tutum ve tavırlarından etkilenmemek mümkün değil.

Her yıl anma törenleri düzenlenir Çanakkale Savaşları için. Türk televizyonları ve basın olayın önemi üzerine yayın yapar. Çanakkale’de Gelibolu Ulusal Parkı’nda yapılan törenlerde hep Anzakların torunları savaşta yiten dedelerini anmak için ta oralardan gelir ve hazır bulunurlar. Çanakkale Savaşları’nın anılarına Anzaklar ulusal bir kültür olayı olarak sahip çıkıyorlar.  Bu ne güzel bir vefa duygusudur, ne güzel bir tarih bilincidir! İmrenmemek mümkün değil doğrusu. Emperyalist Batı’nın Anadolu’yu yok etmek için giriştiği tarihin en önemli ikinci kara harekâtında saf alan çiftçi, memur, işçi kökenli birçok Avustralyalı, Yeni Zelandalı, İngiliz genç bir ideal uğruna savaştıklarını sanarak bu topraklarda yitip gitmişlerdir. Çanakkale Savaşı’nı büyük bir başarıyla yöneten ve zaferine imza atan Mustafa Kemal’in onlar için söylediği söz ise onun barışa ve barış kültürüne verdiği önemi göstermesi açısından ne önemlidir: “ Bu topraklar üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan çocuklarını savaşa gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz! Çocuklarınız bizim bağrımızdadır, huzur içerisindedirler. Ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim çocuklarımız olmuşlardır”. Yüreği sevgi ve barış dolu bir Anadolu insanının, aynı zamanda bir büyük komutan ve siyasetçinin, Mustafa Kemal’in sözleridir bunlar. Anma törenlerinde Atatürk’ün adını anmayan yoz siyaset erbabı savaş çığırtkanlığını ilke edinmiştir günümüz Türkiye’sinde.

Son yıllarda Çanakkale Savaşları’na ve anma törenlerine artan bir ilgi olsa da bizlerin kendi tarihimize ve anma yıldönümlerine pek yakın durduğumuz söylenemez. Bunun birçok nedeni olmalı. Öncelikle, eğitim sistemimizde bu tür zaferler bir tarihsel derinlikten ve felsefeden yoksun bir biçimde öğretiliyor. Hamasi kahramanlık duygu ve ruh haliyle olayın önemi ve içeriği belki de eksiliyor. Türk eğitim sisteminin tarih eğitimi ve yetiştirilen genç kuşaklarda tarih bilinci konusunda çok başarılı olduğunu söylemek zor. Ezberci, “ en kahraman Türk, daha kahramanı yok “ gibi bir şoven yaklaşım ağır basıyor yaklaşımlarda. Elin insanı binlerce kilometre uzaktan bu törenlere katılmaya gelirken bizler o bilinçte olmadığımız için kimsenin aklına “  biz de törenlere katılmalıyız “ gibi düşünceler gelmiyor doğal olarak. Hep merak etmiş ve sormuşumdur; Çanakkale Savaşı gibi bir olay Avustralya, Yeni Zelanda topraklarında olmuş ve yüz binlerce Türk askeri oralarda şehit düşmüş olsaydı o ülkelerde yapılan törenlere Türkiye’den kaç kişi katılırdı, acaba diye? Kore Savaşı’nda şehit olmuş Türklerin torunları Kore’de yapılan anma törenlerine katılmış mıdır hiç? Ayrıca, okuyan ve düşünen bir toplum olmadığımız için tarihimizin önemli olaylarını okul yıllarında edindiğimiz bilgiler düzeyinde biliyoruz ve üzerine pek bir şey katmıyoruz.

Çanakkale Savaşı üzerine kapsamlı bir film yapmamışız şu ana dek. Son on yıllarda kimi nitelikli belgeseller yapılıyor olsa da bu önemli bir boşluktur kültür dünyamız için. Böyle bir konu yabancıların tarihinde olsa şimdiye dek yüzlerce kez işlenir ve uluslararası bir tanıtım olanağı yaratılırdı. Her yıl Çanakkale Savaşları’nı anarken ve geçmişimizi anımsarken nerede olduğumuzu görebilmemiz için bir ölçü olmalıdır. Geriye bakılmalı ve şu soru sorulmalıdır: “ Geçen bir yıl içinde bu olay üzerine kaç kitap, makale, film, belgesel vb. yapıldı? “ sorusu sorulmalıdır. Tarihimize lâyık olabilmenin en temel koşulu bu olsa gerekir.

Tarih alanı, Türkiye’de uzun zaman milliyetçi, mukaddesatçı anlayışların kurbanı olmuş ve zaman içinde hamasi bir kahramanlık teması üzerine inşa edilmiş bir anlayış ortaya çıkmıştır. Oysa, günümüzde çok önemli çağdaş tarihçilerimiz vardır ve bunlar sayesinde yeni yaklaşım ve projeler ortaya konarak genç kuşaklar yeni bir tarih bilinciyle donatılmalıdır. Dünya tarihinin en önemli olaylarından biri olan Çanakkale Savaşları gibi bir tarihi olay anılırken onun aynı zamanda dünya barış kültürüne katkısı da sağlanmalı ve savaşa katılmış ülkeler arasında ortak barış projeleri geliştirilerek ülkemizin dünyadaki imajına da katkıda bulunmalıdır. Oysa günümüzde valilikler savaşa hayır mitinglerini yasaklamaya başladılar ülkemizde.

Tüm bunları yapabilmek çağdaş anlayış ve kafa yapısına sahip siyasetçiler ile mümkündür doğal olarak. Günümüz Türkiye’sine bakınca o türden yöneticileri arayın ki bulasınız.

                                                                                     12 Mart 2020

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kent Ormanları ve Aydın’ın Akciğerleri?             Yaşadığımız kentler betonu bol, yeşili az kentlere dönüştü uzun zamandır. Yağmacı ...