Üniversiteler
ve Nitelikli İnsan Gücü
2019 /2020 akademik
yılın açılış konuşmasında Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın konuşmasını
üniversiteler üzerine bir yazı yazarım düşüncesiyle kaydetmiştim. O
konuşmasında 17 yılda 76
üniversiteden 207 üniversiteye
ulaşmakla övünen cumhurbaşkanı çok ilginç bir örnek de vermişti. “Almanya'da yükseköğrenim çağındaki öğrenci
sayısı 3 milyon, bizde ise 8 milyon. Almanya'nın nüfusu bizim nüfusumuzla hemen
hemen aynı. Sayın Şansölye Merkel bunu öğrenince 'Ben bunu bilmiyordum' “dediğini aktarıyor. Belki bu doğrudur ama
bunun pratikte bir anlamı yoktur. Sonuç olarak biz Almanya’dan daha iyi bir
eğitim düzeyine ve ekonomik yapıya sahip değiliz. Dünya eğitim endekslerinde de
sonlarda sürünüp duruyoruz.
Ülkemizde siyasetçiler
sahip olduğumuz üniversite sayısıyla her zaman övüne gelirler. Türkiye’de 207
üniversiteye ulaşmanın sonuçları ne olmuştur? Bunu kimse konuşmuyor. Buralarda
nitelikli hocalar ve bilim adamları var mı, kimse sormuyor, tartışmıyor.
Yetiştirdiğimiz öğrencilerin niteliği nedir, merak eden yok.
Ama artık her ile bir
üniversite anlayışı bilim dünyasını sürekli eleştiren ve kendi karşıtı olarak
gören bir siyasal anlayışın kandırmacalarından başka bir şey değildir. Her
fırsatta en ağır eleştirileri yönelttikleri üniversitelere söz geçiremeyince
yenilerini açıp alternatif, kendi anlayışında üniversiteler açmak, yaratmak
amaç olmuştur. Bilim adamlarının haklı olarak karşı çıktığı yeni üniversiteler
olgusu bu ülkede siyasetçilerin bilimi, bilim adamlarının görüşlerini hiç
rehber edinmediklerini gösteriyor.
Bu illere üniversite
açılırken hangi bilimsel ölçütlere göre karar veriliyor? Bunu kamuoyu olarak
hiçbir zaman bilemiyoruz. Bir bilimsel araştırma, tarama vb. yapılmış mıdır?
Bilmiyoruz. Çünkü bu ülkede hiçbir zaman şeffaflık olmamıştır yapılan işlerde.
Eğer bu tür bir çalışma varsa bunu kamuoyunun ve her şeyden önce bilim
dünyasının bilmesi, değerlendirmesi, tartışması ve görüşleriyle katkılarını
sağlaması gerekmez mi?
Her şeyden önce, şunu
hiçbir zaman anlamış değilim. Ortalama eğitim düzeyi 6 yıl olan bir toplumda (
çağdaş ülkelerin eğitim düzeyinin çok altında ) her ile bir üniversite mi açmak
gerekir yoksa ilköğretim için okullar mı? Üniversitelerin kadro vb.
sıkıntılarını görmezden gelen, araştırma fonlarını kısan, Türk üniversitelerini
kendilerine hizmet etmiyor diye her fırsatta eleştiren bu siyasal anlayış her
ile bir üniversite açma niyetiyle yalnızca kendi siyasal çıkarlarını gözetiyor.
Kadro yok, yetişmiş öğretim üyesi yok, hiçbir altyapı yok ama durmadan
üniversite açılıyor. Kentler için ekonomik bir rant kaynağı mı yaratılmak
isteniyor? Bir dizi bilinmez. Oysa öncelikle, var olan üniversitelerin
sorunlarını çözmeye çalışmak, buralardaki niteliği yükseltmeye yönelik
kararları almak ve adımları atmak daha doğru değil midir? Bunlar yapılmadığı
gibi var olan üniversiteleri ele geçiremeyince yenilerini açarak oralarda
kadrolaşmak ve zaman içinde üniversiteler arasında bir bölünmenin tohumlarını
atmak büyük bir yanlış olacaktır her zaman.
Çağdaş ve gelişmiş
toplumlar bilime ve akılcılığa yatırım yapan ve bilimi rehber edinen
toplumlardır. Atatürk’ün “ Hayatta en
hakiki mürşit bilimdir ” sözünü hiç benimsemeyen sağ siyasal kadrolar
yaklaşık yarım yüzyıldan fazla bir süredir bu ülkeyi yönetmektedir. Sonuçta
varılan yer ortalama 6 yıl düzeyinde bir eğitim, çarpık bir kentleşme ve kent
kültürü, yolsuzluk ve yağma düzeni üzerine kurulmuş ve çökmüş bir siyasal yoz
yapı. Varılan yer budur. Ve son seçimler göstermiştir ki bu yapı kurumsal bir
kimlik kazanmış ve halk tarafından büyük ölçüde kabul görmüştür. Bu yoz yapıyı
ortalama eğitim düzeyi 3,5 yıl olan seçmenler yıllarca seçmiş, beslemiş ve
karşılığında arazi yağması vb. ayrıcalıkları edinmişlerdir. Siyasilerin eğitim
düzeyini neden 3,5 yılın üzerine çıkarmadıkları ortada.
Türk üniversiteleri zor
koşullarda hem bilimsel araştırma, hem de üniversite eğitimini vermeye
çalışmaktadırlar. Kuşkusuz, üniversitelerin de eleştirilecek yanları vardır ve
eleştirilmelidir de. Ancak her ile bir üniversite anlayışı ile
üniversitelerimizin sorunları çözülmez ve düzeyi yükselmez. Var olan
kaynakların akılcı ve bilimsel ölçütler çerçevesinde doğru şekilde kullanılması
çok önemlidir. Şırnak, Hakkari, Iğdır gibi illere üniversite açma kararını
vermek çok kolay. Ama bu kurumlarda
nitelikli ve bilimsel bir eğitim vermek zor.
Türkiye’de eğitim
sisteminin köklü bir yenileştirmeye gereksinimi var. Ülkemizde bilimsel temelde
laik eğitim büyük yara almıştır. Eğitimdeki dinselleşme ve rasyonalizmden
uzaklaşma başlı başına bir sorundur. Tüm bunlar dururken her ile üniversite göz
boyamadan başka bir şey değildir.
21
Mart 2020
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder