Metalaşan Eğitim ve
Özel Okullar
Son günlerde basında yer alan bir özel
eğitim kurumunun yaşadığı mali kriz eğitim ve paralı eğitim konusunu bir
süreliğine de olsa gündeme taşıdı. Türkiye’nin hızlı ve sıcak akan gündeminde
ne yazık ki en az yer alan ve tartışılan konu eğitim ve eğitim kurumlarımızdır.
Oysa eğitim konusu ya da sorunu ülkemizin ve çocuklarımızın gelecek sorunudur. Maaşlarını
alamayan öğretmenler, elektriği ve suyu kesilen okullar, mağdur veliler ve
öğrenciler derken panik havasıyla çocuğunu bir başka “özel “ okula alan aileler eğitim sorunumuzun ne denli yakıcı
olduğunu anımsattı. Çocuklarımız adeta kapanın elinde kalıyor.
Eğitim en temel insan hakkı olmak
gerekir ve devletin toplumun tüm kesimlerine ücretsiz vermek zorunda olduğu bir
hizmettir. Anayasal bir güvenceye bağlanan bu eğitim hakkının kullanımı ne
yazık ki havada kalmaktadır. Devletin üzerine düşen sorumluluktan bilinçli
olarak kaçması, gereken eğitim yatırımlarının bütçeden yeterli pay alamayışı,
eğitimi bir rant kapısı olarak pazarlama politikası sonucu mantar gibi artan
özel okullar özel-devlet okulu ayrımını
yarattı ve bu en temel hakkın kullanımında toplumsal ayrıştırmayı artırdı. Günümüz
Türkiye’sinde 1,5 milyona yaklaşan özel okul öğrenci sayısı toplam orta öğretim
öğrenci sayısının % 10’na ulaştı. Parası olan çocuğunu özel okula yollasın
olmayan ise devlet okullarında “niteliksiz”
eğitim alsın gibi bir anlayış bizzat siyasiler tarafından lanse edildi. Oysa
devlet okullarının tümünün niteliksiz eğitim verdiği algısı yanlış olduğu gibi
özel okulların tümünün de nitelikli eğitim verdiği algısı doğru değildir.
Nitekim LGS ve üniversite sınav istatistikleri bunu göstermektedir. Burada esas
olan eğitimin tüm topluma eşit olarak verilmesi ve çocuklarımıza fırsat
eşitliği tanınmasıdır. Günümüz Türkiye’sinde ne yazık ki eğitim kimileri için
bir kazanç ve rant kapısı olmuştur. Bir okul öğrenci ilişkisi para temelinde
kurulamaz ve gelişemez. O durumda öğrenciler müşteri eğitim kurumu ise işverene
dönüşür. Toplumun geleceği çocuklarımızı böyle bir meta konusuna dönüştürmek
büyük kötülüktür. Ve Türkiye’de bu yapılmıştır. Oysa devletin gereken çağdaş
eğitim yatırımlarını öncelikli ve çağın gereklerine uygun bir biçimde
herkes için eşit olarak yapması ve
onlara eşit şanslar vermesi sosyal hukuk devletinin olmazsa olmazıdır. Gerek
bölgesel farklılıklar gerekse toplumsal ekonomik koşullardaki farklılıklar
gelişmiş bölgelerle geri kalmış bölgeler arasında eğitim açısından derin
uçurumlar yaratmıştır. Bu çarpık ve adaletsiz yapı kronikleşmiş ve ülkemizin
geleceğini karartmaya başlamıştır. PISA vb. sınav sonuçları eğitim konusunda
dünya ulusları içinde nal topladığımızın resmidir. Daha nitelikli okul, daha
nitelikli öğretmen ve ders araç-gereçleri, çağdaş bir eğitim için vazgeçilmez
unsurlardır. Oysa bunlar günümüz Türkiye’sinde şimdilerde hayal gibi
görünmektedir. Dahası, az sayıda nitelikli eğitim veren okullar ise çağdışı
siyasetçilerin saldırısı altındadır. Proje okul vb. adı altında yozlaştırılmaya
çalışılan bu kurumlara, ne mutlu ki, veliler ve öğrenciler sahip çıkmakta ve
mücadele etmektedirler.
Ülkemizdeki özel eğitim kurumlarının
daha katılımcı, daha kâra yönelik olmayan bir yapıya doğru dönüşmesi gerekiyor.
“ Özel okul güzel okul” anlayışı yoz
bir anlayıştır ve bunun terk edilmesi gerekiyor. Ama yaşadığımız toplumda
ortada bir para ve rant olgusu olacak da insanlar oraya saldırmayacaklar. Oysa
eğitim bir rant ve para kaynağı olmamak zorundadır. Bu alanda devlet
yönlendirici ve belirleyici güç olarak öncü olmak durumundadır.
Türkiye’de
devletin eğitimi boşlaması ve savsaklaması karşısında aileler bir tür
kooperatifleşme yöntemiyle kâr amacı gütmeyen ama yalnız çocuklarımızın çağdaş
eğitim almasını amaçlayan özel okullar kurma ve işletme becerisini
göstermelidirler. Bu tür bir “özel okul”
mantığı ve anlayışının teşvik edilebileceği ve toplumda yaygınlaşabileceğini
düşünüyorum. ÇYDD derneğinin okul temelinde örgütlü ve örgün yapısı gibi. Ev ve
yazlık için kooperatif kuran ve örgütlenen bir aile aynı beceriyi çocuklarının
eğitimi için de gösterebilir kanısındayım. Bu kadar paraya tapan ve tek değer
yargısının ne yazık ki para olduğu günümüzde ütopik gibi gelebilir. Ama
devletin ya da siyasal iktidarın eğitim konusuna yaklaşımı ve bakışını gördükçe
bugünkü geri kalmışlık karşısında yeni yol ve yöntemler bulunmak zorunludur. İktidara
aday siyasal partiler bu konuda projeler geliştirmeli ve eğitim alanında
toplumsalcı, katılımcı, kâr amacı gütmeyen politikalarını yaratmalı ve seçim
programlarına koymalıdırlar.
Eskiden
özel okul yoktu, güzel okul yoktu. Devletin okulu vardı ve en yakın okula
gidilir orada eğitim alınırdı. Mahallenin varsılı da yoksulu da aynı sıraları
paylaşır ve aynı hocalardan ders alırdı. Kimse “iyi öğretmen” aramazdı. İyi kötü bir fırsat eşitliği ( tümüyle
olmasa da ) vardı. Üniversiteye gitmek için bir tek sınava girilirdi. Şimdi,
iyi ortaokula gitmek için, iyi liseye gitmek için de sınava girmek gerekiyor. Toplumsal
eşitsizlik algısı yaşamın her alanında olduğu gibi eğitim alanında da
yerleştirilmiş durumda.
Çağımız
edilgen, olayları tribünden seyreden, haklarına sahip olma konusunda duyarsız
toplumları ne yazık ki her alanda uygarlık yarışının dışına itiyor. Daha temiz
hava, daha sağlıklı gıda, daha temiz bir çevre için nasıl mücadele etmek
gerekiyorsa daha nitelikli eğitim, daha çağdaş eğitim için de mücadele etmek
gerekiyor. “ Gemisini kurtaran kaptan”
anlayışı bizim gibi toplumları hiçbir yere götürmez.
26 Aralık 2019
26 Aralık 2019
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder