3 Mayıs 2020 Pazar


Kent Ormanları ve Aydın’ın Akciğerleri?

            Yaşadığımız kentler betonu bol, yeşili az kentlere dönüştü uzun zamandır. Yağmacı zihniyet ve onun yarattığı siyaset kadroları önce belediyeler ile yerelde, sonra ulusal ölçekte serpilip gelişti. Büyüdü, kocaman bir amip gibi ülkenin tüm yeşilini yok etmeye and içmişçesine saldırganlaştı ve günümüzde bu artarak sürüyor.

         Üniversite ana yerleşkesinin bulunduğu Kepez’den Aydın’a bakın. Kayda değer bir yeşil doku bulamazsınız. Aydın Tekstil Parkı’nın çam dokusu, Aydın Lisesi’nin bulunduğu okullar mevkiindeki çamlık alan ve Tellidede Mezarlığı’nın yeşil korusu dışında göze çarpan bir yeşil alan yoktur. Pınarbaşı Mesire Alanı bir yeşil doku olsa da çok geniş bir alanı kapsamamaktadır. Her yer betona kurban edildi. Kentimizin çevresindeki ormanlar dışında kentin akciğerleri diyebileceğimiz  görkemli yeşil dokulardan yoksundur Aydın. Bugün bir restorasyon projesi ile yeniden düzenlenen Tekstil Parkı’nın restorasyon sırasında çamlarının zarar görmemesini ve yaşamasını dileyelim.

         Yetmişli yıllarda Kepez’den Aydın’a doğru bakıldığında ilk göze çarpan neydi bilir misiniz? Doğu Gazi Bulvarı’nın( daha doğrusu o zamanlar geniş bir cadde idi bu bulvar) her iki yanındaki devasa çam ağaçlarıydı göze çarpan. Aydın Tekstil Parkı’nın çamları gibi görkemli, caddenin iki yakasını yeşile bezeyen çamlar. Sonra bu caddeyi bulvar yapacağız diye o güzelim çamlar kesildi. Büyük bir katliam yapıldı ve çevre bilinci o zamanlar çok gelişmiş olmadığından gereken tepkiyi göstermedi Aydın halkı. Bu çamlar Batı Gazi’ye kadar, Kemer Mahallesi’ne kadar gidiyordu. Bulvarın bugünkü durumunu biliyorsunuz. Şimdi daha mı güzel, daha mı yaşanmaz hale geldi? Kararı siz verin.

         Oysa çağdaş kentlerde kente ve kentlilere nefes aldıran kent ormanları o kentlerin kimliğine sinmiştir. Örneğin, Paris’teki Boulogne Korusu gibi bir yeşil doku bizim ülkemizde bir hayaldir. Adı koru ama bizim ölçülerimize göre bir orman. Sürekli oksijen üreten, Parislileri bağrında deyim yerindeyse sağaltan, can veren bir yeşil alan. 846 hektar yüzölçümüne sahip bir inci. 1 hektar 10. 000m2. olduğuna göre büyüklüğünü düşünün. Bizim Aydın Tekstil Parkı’nın 117 dönüm olduğunu göz önüne alırsak farkı anlamaya çalışın. İçindeki bitki örtüsü ve yaban yaşamıyla bir cennet. Amerikan filmlerinde gördüğümüz Newyork Central Park’tan 2,5 defa, Londra’daki ünlü Hyde Park’tan 3,3 defa daha büyük bir oksijen ormanından söz ediyoruz. Yürüyüş ve bisiklet yolları, spor alanları, içindeki sayısız göl ve gölcükleri, devasa anıt ağaçları ile Paris’i koruyup kollayan, nefes aldıran bir kent dokusu. İçinde kaybolursunuz. Ayrıca uzun tarihi ile bir kültür varlığı. İnsanlar gözü gibi korumuşlar. Kentte bunaldın mı, stres kurbanı mısın, nefes almak mı istiyorsun? Boulogne Korusu seni kucaklamaya hazır. Bir sanatoryum gibi.

         Bizim gibi kültürler yeşili, doğayı, doğal yaşamı pek önemsemiyoruz. Bu konuda hoyratız, yıkıcıyız. Bunun birçok nedeni var kuşkusuz. Ama en önemli nedeni, bir doğu toplumu olarak, para hırsı ve daha çok kazanma açgözlülüğü. 10 dönüm narenciye ya da şeftali bahçesini yapsatçı müteahhite verip elde ettiğimiz bina rantının sonuçlarını hiçbir zaman düşünmüyoruz. Bunu irdeleyecek bir kültürel altyapımız yok. Yoksulluğumuzun da bir rolü var kuşkusuz bu hoyratlık ve yıkıcılıkta.

         Yeşili yok ederek ne kazanıp ne kaybettiğimizin hesabını yapmıyoruz. Yalnızca kişisel rantımızı düşünüyor ve bunun etrafında kümeleniyoruz. Bu durum bugün bir yağma kültürüne dönüştü ve bu anlayış iktidarı ele geçirdi. Çok saldırgan, gözü kara, hukuk ve yasa tanımaz karakterdeki bu yapı günümüzde Kanal İstanbul diyerek varlığını sürdürmeye çalışıyor. Yeşilin ve doğanın değerini daha yeni anlamaya başlayan toplumumuzun bu konuda büyük sorumluluğu var, bunun üstesinden gelemedikçe hiçbir zaman çağdaş bir toplum olamayacağız. Doğanın, yeşilin, temiz hava ve temiz gıdanın büyük bir öneme haiz olduğu günümüzde bu sorumluluğumuz katlanarak artıyor. Özellikle gelecek kuşaklara karşı.

         Kent merkezinde kalan birkaç büyük araziyle ilgili otopark ve ofis yapılacak türden beyanları okuyunca üzülmemek elde değil. Yerel yönetimlerin kent merkezinde betonlaşmayı ve çevre kirliliğini artırıcı değil tam tersi azaltıcı politikalar gütmesi gerekir. Rantı, kazancı başka alanlardan yaratma yollarını bulmalılar. Yapılacak her yatırımda yeşili, yeşil alanı, daha çok oksijeni  hesaplayarak adım atmalıdırlar. Bugün yerel yönetimlerde iktidara gelen siyasiler merkezde de iktidara gelmek istiyorlarsa bunu gözetmeliler ve çevre konusunda içtenliklerini kanıtlamak zorundadırlar. Türkiye kentlerinde yaşayan insanlar bir Boulogne Korusu talep etmiyorlar ama mütevazi yeşil alanlara çok gereksiniyorlar.


                                                                                               23 Ocak 2020







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kent Ormanları ve Aydın’ın Akciğerleri?             Yaşadığımız kentler betonu bol, yeşili az kentlere dönüştü uzun zamandır. Yağmacı ...