Bir
Cumhurbaşkanına Hakaret Davası ve Demokrasi Kültürü
Televizyonda
bir açık oturum izliyorum. Katılımcılar hukuk, adalet ve cumhurbaşkanına
hakaret davalarının çokluğundan ve haksız verilen mahkeme kararlarından söz
ediyorlar. Yargının bağımsız olmadığını söylüyorlar. Bu davaların sayısını
kimsenin tam bilmediğini, çok sayıda olduğunu dile getiriyorlar ve eleştiriye
tüm siyasetçilerin açık olması gerektiğinin altını çiziyorlar. Bu konuda
cumhurbaşkanımızın ve diğer siyasetçilerin daha hoşgörülü olması demokrasinin
gereğidir, gibi eleştirilerde bulunuyorlar. Kimsenin kimseye hakaret etmeye
hakkı olmadığı kesin bir doğru ama siyasetçilerin de başkalarına hakaret etmeye
hakkı olmasa gerek.
Bu konu
bana 2008 yılında Fransa’daki bir olayı anımsatır hep. O dönemin cumhurbaşkanı
Nicolas Sarkozy bir tarım fuarını ziyareti sırasında yurttaşların elini
sıkarken bir Fransız, kendisinin elini sıkmak üzere hamle yapan Nicolas
Sarkozy’e “ dokunma bana, elimi
kirletiyorsun “, der. Bunun üzerine, Sarkozy “ defol geri zekalı “ diyerek yurttaşı tersler. “ Casse-toi, pauvre con “ olarak bilinen
bu olayı tüm televizyonlar yayınlar ve olay ünlenir. Fransa kamuoyu uzun bir
süre bu olayı tartışır.
Bu olaydan birkaç ay sonra
Laval’da Sarkozy’nin bir başkanlık ziyareti esnasında Herve Eon adlı bir
Fransız “ Defol, geri zekalı “ yazılı
bir pankart ile Sarkozy’i karşılar. Sarkozy’nin kendi sözlerini ona çevirerek
protestoda bulunur. Korumalar hemen kendisini yakalar. Cumhurbaşkanına
hakaretten dava açılır ve ceza alır.
Burada
beni asıl şaşırtan şey verilen ceza ve yargıçların hukuk anlayışı, olaya
yaklaşımlarıdır. Herve Eon cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’e hakaretten 30 avro
para cezasına çarptırılır. Cezaya dayanak oluşturan yasa 1881 tarihli basın
özgürlüğüne ilişkin bir yasadır ( 2013’de güncellenmiş ) ve cezanın üst sınırı
45.000 avrodur. Evet, Fransız adalet sisteminin bağımsız yargıçları “cumhurbaşkanına hakaret edilmiştir” demişler
ama 30 avro para cezası vermişlerdir. Yalnızca 30 avro. Ancak inatçı Herve Eon
kendisine haksızlık yapıldığını düşünmüş olmalı ki karara itiraz eder.
Temyizdir, üst mahkemedir derken dava Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gider.
Ve Yüksek Mahkeme 2013 yılında davayı görüştükten sonra Herve Eon’a verilen cezayı
iptal eder. Verdiği kararda Fransa’nın ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini belirtir ve Herve Eon’un sözlerinin cumhurbaşkanına
hakaret içerdiğini kabul etmekle birlikte bunun siyasal yapıda bir eleştiri
olduğunun altını çizer. Strasbourg’taki yargıçlar Herve Eon’un cumhurbaşkanına
“ yurttaşlara geri zekalı diyemezsin
“ demek istediğini ve bunu satirik bir üslupla ifade ettiğini belirtmişlerdir.
Çağdaş
hukuğun ne olduğu ve nasıl işlediğine ilişkin bu ilginç örneği hep anımsarım. Batı toplumlarının en önem verdiği
demokratik hakların başında ifade özgürlüğü gelmektedir. Ne yazık ki ülkemiz bu
özgürlüğü hâlâ tam olarak demokrasi kültürü içine yerleştiremedi. En masum
eleştiriler bile hakaret kabul edilip insanlar mahkeme kapılarında
süründürülmekte, haksız yere cezalar alabilmektedir.
Bizim
gibi demokrasisi henüz tam oturmamış, eleştiri kültürü zayıf doğu toplumlarında
bu alanda alınacak daha çok yol var. Bir konuda fikrini cesurca ifade etme,
açıklama, bir konuyu eleştirme gibi erdemler öncelikle aile içinde
kazandırılmaya çalışılması gereken davranışlardır. Yalnızca hukuksal
düzenlemelerle olacak bir iş değildir. Oysa ülkemizde fikrini söyleme,
eleştirme değil yalnızca itaat etme öğretilmektedir insanımıza. Ailede, okulda,
kamusal ve özel alanlarda ödüllendirilen davranış kalıpları bunlardır. Kimse
eleştiriden hoşlanmamaktadır. En aydınımız bile bir eleştiri söz konusu
olduğunda çok hoşgörülü bir yaklaşım sergilemede geri durmaktadır. Böyle bir
toplumsal ve kültürel iklimde doğup büyüyen siyasetçilerimiz de eleştiriyi
sevmemektedir. Oysa eleştiri doğruyu bulmanın, gelişmenin motor gücü olmak
gerektir. Kuramsal bir söylemle “ tez,
antitez ve sentez” insanın ve toplumların daha iyiye gelişmesinde altın
kuraldır. Bizim gibi toplumlar antitez
duymak ve bilmek istemiyor ne yazık ki. Herkes bildiğini okumak ve kendisine itaat
edilmesini istiyor. Özellikle siyasetçilerde bu böyle. Yerelden tutun genele
kadar hiçbir siyasetçi eleştiriye katlanamıyor. Siyasal açıdan bölünmüş ve
kamplaştırılmış Türkiye toplumunun ifade özgürlüğü, eleştiri alanlarında
alacağı çok yol var daha.
Daha
fazla demokrasinin yolu daha fazla ifade özgürlüğü ve daha fazla eleştiriye
hoşgörü göstermekten geçiyor. Bunun yolu ailede anneyi babayı eleştirmekten,
okulda öğretmeni ve okul yöneticilerini eleştirmekten, ülke yönetiminde ise
yöneticileri ve onların kararlarını özgürce eleştirebilmekten geçiyor. Bu uygar
davranışları gösteremeyen kuşaklar yetiştiremezsek işimiz zor.
19 Kasım 2019
19 Kasım 2019