3 Mayıs 2020 Pazar


Çürük Bir Bina Rant Kapısı Mıdır?

         Evet, rant kapısıdır. Devlet için bu ne yazık ki böyledir, böyle olmuştur günümüz Türkiye’sinde. Ve bu uygulama için TBMM’nde yasa çıkarılmakta ve milletvekilleri, tümü olmasa da, el kaldırarak onaylamaktadır. Ruhsatsız bina mı yaptın, kaçak bina mı inşa ettin, çürük bir yapıyı mı diktin kentin ortasına? Hiç önemli değil. Parayı verdin mi ne ruhsatsız bina, ne kaçak bina ne de çürük bina kalır. İnsanların içinde oturduğu bina bir depremde yıkılırmış, insanlar ölürmüş, devletin umurunda değil. Ama asıl önemlisi insanların umurunda değil. Bir depremde yıkılacağını bile bile insanlar o çatının altında yaşayabilir mi? Çocuğunu, sevdiklerini riske atabilir mi? Bu, “ bize bir şey olmaz” zihniyeti midir yoksa kabullenilmiş bir çaresizlik mi? Adına imar affı, imar barışı denen yasal düzenlemelerle gözlerimizin önünde olup bitmektedir tüm bunlar. Televizyonlarda aftan yararlanmak için oluşan uzun kuyrukları görüyor ve hiçbir soru sormuyoruz. 7 milyon 455 bin başvuru yapılmış. Devlet 24 milyardan fazla kazanç elde etmiş. Hiç kimse bir soru sormuyor. Bu binalar çürük, kuralına göre yapılmamış, riskli, depremde yıkılabilir, insanlar ölebilir. Bunlara nasıl ruhsat veriliyor? Akıl uçmuş, beyinler uyuşmuş. Ve Elazığ’da olduğu gibi bir deprem o çürük, kaçak, ruhsatsız yapıları yerle bir ediyor. Ölen öldüğü ile kalıyor, kader deniyor, “kabullenelim” deniyor. Olası bir İstanbul depreminde 50 000 bina yıkılacak deniyor. Dilimizden dökülen sözcükler anlamını yitirdi, etki yapmıyor insanımızda. Bir avuç onurlu bilim insanı deprem tehlikesini yıllardır dile getiriyorlar ama sesleri bu duyarsızlık içinde kayboluyor.

Bir hafta önce yaşadığımız Elazığ ve Malatya depremi bu doğanın yıkımı karşısında ne kadar vurdumduymaz ve sorumsuz olduğumuzu gözler önüne serdi bir kez daha. Deprem gerçeğine gözlerini kapamış ve hiçbir önlem almayan  idareciler, bu kaderdir diyen siyasetçiler, sanki bir deprem ülkesi değilmişiz gibi konuya duyarsız halkımız, bu tehlikeyi yeterince ele almayan görsel ve yazılı basın, deprem vergisi diyerek cebinden çıkan paraları merak bile etmeyen yurttaş bilinci. Saya saya bitmeyecek birçok neden dile getirilebilir. Ama ülkemizde en önemli sorun bir akılcılığın (rasyonalizmin) hiçbir zaman iktidar olmayışıdır. Türkiye’nin temel sorunu bu olmak gerekir. Hem genelde hem yerelde böyledir bu.
Şimdi herkes konuşuyor. Ekranlarda konunun uzmanından geçilmiyor. Bu bir süre daha sürecek ve konu yine unutulup gidecektir. Oysa unutmamak ve bilinçlenmek gerekiyor. Bilgi sahibi olmamız gerekiyor. İstanbul depremini herkes konuşuyor da yaşadığımız kenti pek azımız anımsıyor, sorguluyor. Oysa Aydın da bir deprem bölgesinde yer alıyor ve kentimizdeki olası bir depremle ilgili eminim kimsenin pek ilgilendiği yok.

Aydın’da olası bir yıkıcı depremde riskli binalar var mıdır? Varsa sayıları ne kadardır? Bu binalar hakkında ne yapılmaktadır? Büyükşehir ve Efeler Belediyesi’nin bu konuda çalışmaları, hazırlıkları nedir? Toplanma alanları var mıdır, nereleridir, yeterli midir? Kentimizdeki okullar, hastaneler depreme dayanıklı mıdır? Bu konuda riskli olanlar var mıdır? Bu okul, hastane vb. yapılara deprem dayanıklılık testi yapılmış mıdır? Tüm bu konularda elimizde yeterince veri var mıdır? Bu soruları hem yerel yönetimlere hem de mülki yönetimlere sormalı ve yanıtlarını ısrarla talep etmeliyiz. Yaşadığımız kentlere odaklanalım ve deprem olgusunu yerelde sorgulayalım. Aydın Büyükşehir Belediyesi ve Efeler Belediyesi’nin bu konuda kapsamlı bir web sayfası hazırlaması halkı bilinçlendirmesi açısından çok yararlı olacaktır. Bir deprem anında kent sakinleri neleri, nasıl, ne zaman yapmalıdırlar? Bunlar yaşamsal konulardır. Herkes konuyu ele alıyor ama somut şeyler yapmalı, somut adımlar atmalıyız.  Hepimiz bu konuda duyarsız ve uzgörüden yoksun yaşıyoruz.

Deprem olgusu hem devlet hem de yurttaşlar için bir yaşam hakkı sorunudur. Çağdaş bir devlet her şeyden önce yurttaşının can güvenliğini sağlayan, bunu bir rant konusu haline getirmeyen bir devlet olmak gerekir. Oturduğumuz çürük binaya imar affı ile ruhsat aldığımızda artık o bina sağlam mı olmaktadır? Ve bu binalar bir depremde yıkıldığında içinde oturanın sorumluluğu olduğu gibi devletin de bir sorumluluğu yok mudur? Bu sorumsuzluk bir yaşam hakkı ihlali olsa gerektir. Bu deprem konusu stratejik bir konu olarak devlet aygıtının en önemli önceliklerinden olmadıkça insanlarımız kurbanlık koyunlar gibi çürük çarık konutlarda yaşamaya mahkûm olacaklardır.

                                                                           30 Ocak 2019

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kent Ormanları ve Aydın’ın Akciğerleri?             Yaşadığımız kentler betonu bol, yeşili az kentlere dönüştü uzun zamandır. Yağmacı ...