Çürük Bir Bina Rant Kapısı
Mıdır?
Evet, rant kapısıdır. Devlet için bu ne
yazık ki böyledir, böyle olmuştur günümüz Türkiye’sinde. Ve bu uygulama için
TBMM’nde yasa çıkarılmakta ve milletvekilleri, tümü olmasa da, el kaldırarak
onaylamaktadır. Ruhsatsız bina mı yaptın, kaçak bina mı inşa ettin, çürük bir
yapıyı mı diktin kentin ortasına? Hiç önemli değil. Parayı verdin mi ne
ruhsatsız bina, ne kaçak bina ne de çürük bina kalır. İnsanların içinde
oturduğu bina bir depremde yıkılırmış, insanlar ölürmüş, devletin umurunda
değil. Ama asıl önemlisi insanların
umurunda değil. Bir depremde yıkılacağını bile bile insanlar o çatının
altında yaşayabilir mi? Çocuğunu, sevdiklerini riske atabilir mi? Bu, “ bize bir şey olmaz” zihniyeti midir
yoksa kabullenilmiş bir çaresizlik mi? Adına imar affı, imar barışı denen yasal
düzenlemelerle gözlerimizin önünde olup bitmektedir tüm bunlar. Televizyonlarda
aftan yararlanmak için oluşan uzun kuyrukları görüyor ve hiçbir soru
sormuyoruz. 7 milyon 455 bin başvuru yapılmış. Devlet 24 milyardan fazla kazanç
elde etmiş. Hiç kimse bir soru sormuyor. Bu binalar çürük, kuralına göre
yapılmamış, riskli, depremde yıkılabilir, insanlar ölebilir. Bunlara nasıl
ruhsat veriliyor? Akıl uçmuş, beyinler uyuşmuş. Ve Elazığ’da olduğu gibi bir
deprem o çürük, kaçak, ruhsatsız yapıları yerle bir ediyor. Ölen öldüğü ile
kalıyor, kader deniyor, “kabullenelim”
deniyor. Olası bir İstanbul depreminde 50 000 bina yıkılacak deniyor.
Dilimizden dökülen sözcükler anlamını yitirdi, etki yapmıyor insanımızda. Bir
avuç onurlu bilim insanı deprem tehlikesini yıllardır dile getiriyorlar ama
sesleri bu duyarsızlık içinde kayboluyor.
Bir
hafta önce yaşadığımız Elazığ ve Malatya depremi bu doğanın yıkımı karşısında
ne kadar vurdumduymaz ve sorumsuz olduğumuzu gözler önüne serdi bir kez daha. Deprem
gerçeğine gözlerini kapamış ve hiçbir önlem almayan idareciler, bu kaderdir diyen siyasetçiler, sanki
bir deprem ülkesi değilmişiz gibi konuya duyarsız halkımız, bu tehlikeyi
yeterince ele almayan görsel ve yazılı basın, deprem vergisi diyerek cebinden
çıkan paraları merak bile etmeyen yurttaş bilinci. Saya saya bitmeyecek birçok
neden dile getirilebilir. Ama ülkemizde en önemli sorun bir akılcılığın (rasyonalizmin) hiçbir
zaman iktidar olmayışıdır. Türkiye’nin temel sorunu bu olmak gerekir. Hem
genelde hem yerelde böyledir bu.
Şimdi
herkes konuşuyor. Ekranlarda konunun uzmanından geçilmiyor. Bu bir süre daha
sürecek ve konu yine unutulup gidecektir. Oysa unutmamak ve bilinçlenmek
gerekiyor. Bilgi sahibi olmamız gerekiyor. İstanbul depremini herkes konuşuyor
da yaşadığımız kenti pek azımız anımsıyor, sorguluyor. Oysa Aydın da bir deprem
bölgesinde yer alıyor ve kentimizdeki olası bir depremle ilgili eminim kimsenin
pek ilgilendiği yok.
Aydın’da
olası bir yıkıcı depremde riskli binalar var mıdır? Varsa sayıları ne kadardır?
Bu binalar hakkında ne yapılmaktadır? Büyükşehir ve Efeler Belediyesi’nin bu konuda
çalışmaları, hazırlıkları nedir? Toplanma alanları var mıdır, nereleridir,
yeterli midir? Kentimizdeki okullar, hastaneler depreme dayanıklı mıdır? Bu
konuda riskli olanlar var mıdır? Bu okul, hastane vb. yapılara deprem
dayanıklılık testi yapılmış mıdır? Tüm bu konularda elimizde yeterince veri var
mıdır? Bu soruları hem yerel yönetimlere hem de mülki yönetimlere sormalı ve
yanıtlarını ısrarla talep etmeliyiz. Yaşadığımız kentlere odaklanalım ve deprem
olgusunu yerelde sorgulayalım. Aydın Büyükşehir Belediyesi ve Efeler
Belediyesi’nin bu konuda kapsamlı bir web
sayfası hazırlaması halkı bilinçlendirmesi açısından çok yararlı olacaktır.
Bir deprem anında kent sakinleri neleri, nasıl, ne zaman yapmalıdırlar? Bunlar
yaşamsal konulardır. Herkes konuyu ele alıyor ama somut şeyler yapmalı, somut
adımlar atmalıyız. Hepimiz bu konuda
duyarsız ve uzgörüden yoksun yaşıyoruz.
Deprem
olgusu hem devlet hem de yurttaşlar için bir yaşam hakkı sorunudur. Çağdaş bir
devlet her şeyden önce yurttaşının can güvenliğini sağlayan, bunu bir rant konusu
haline getirmeyen bir devlet olmak gerekir. Oturduğumuz çürük binaya imar
affı ile ruhsat aldığımızda artık o bina sağlam mı olmaktadır? Ve bu binalar
bir depremde yıkıldığında içinde oturanın sorumluluğu olduğu gibi devletin de bir
sorumluluğu yok mudur? Bu sorumsuzluk bir yaşam hakkı ihlali olsa gerektir. Bu
deprem konusu stratejik bir konu olarak
devlet aygıtının en önemli önceliklerinden olmadıkça insanlarımız kurbanlık
koyunlar gibi çürük çarık konutlarda yaşamaya mahkûm olacaklardır.
30
Ocak 2019
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder