18 Kasım 2019 Pazartesi



Bir Cumhurbaşkanına Hakaret Davası ve Demokrasi Kültürü

         Televizyonda bir açık oturum izliyorum. Katılımcılar hukuk, adalet ve cumhurbaşkanına hakaret davalarının çokluğundan ve haksız verilen mahkeme kararlarından söz ediyorlar. Yargının bağımsız olmadığını söylüyorlar. Bu davaların sayısını kimsenin tam bilmediğini, çok sayıda olduğunu dile getiriyorlar ve eleştiriye tüm siyasetçilerin açık olması gerektiğinin altını çiziyorlar. Bu konuda cumhurbaşkanımızın ve diğer siyasetçilerin daha hoşgörülü olması demokrasinin gereğidir, gibi eleştirilerde bulunuyorlar. Kimsenin kimseye hakaret etmeye hakkı olmadığı kesin bir doğru ama siyasetçilerin de başkalarına hakaret etmeye hakkı olmasa gerek.

         Bu konu bana 2008 yılında Fransa’daki bir olayı anımsatır hep. O dönemin cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy bir tarım fuarını ziyareti sırasında yurttaşların elini sıkarken bir Fransız, kendisinin elini sıkmak üzere hamle yapan Nicolas Sarkozy’e “ dokunma bana, elimi kirletiyorsun “, der. Bunun üzerine, Sarkozy “ defol geri zekalı “ diyerek yurttaşı tersler. “ Casse-toi, pauvre con “ olarak bilinen bu olayı tüm televizyonlar yayınlar ve olay ünlenir. Fransa kamuoyu uzun bir süre bu olayı tartışır.

Bu olaydan birkaç ay sonra Laval’da Sarkozy’nin bir başkanlık ziyareti esnasında Herve Eon adlı bir Fransız “ Defol, geri zekalı “ yazılı bir pankart ile Sarkozy’i karşılar. Sarkozy’nin kendi sözlerini ona çevirerek protestoda bulunur. Korumalar hemen kendisini yakalar. Cumhurbaşkanına hakaretten dava açılır ve ceza alır.

         Burada beni asıl şaşırtan şey verilen ceza ve yargıçların hukuk anlayışı, olaya yaklaşımlarıdır. Herve Eon cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’e hakaretten 30 avro para cezasına çarptırılır. Cezaya dayanak oluşturan yasa 1881 tarihli basın özgürlüğüne ilişkin bir yasadır ( 2013’de güncellenmiş ) ve cezanın üst sınırı 45.000 avrodur. Evet, Fransız adalet sisteminin bağımsız yargıçları “cumhurbaşkanına hakaret edilmiştir” demişler ama 30 avro para cezası vermişlerdir. Yalnızca 30 avro. Ancak inatçı Herve Eon kendisine haksızlık yapıldığını düşünmüş olmalı ki karara itiraz eder. Temyizdir, üst mahkemedir derken dava Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gider. Ve Yüksek Mahkeme 2013 yılında davayı görüştükten sonra Herve Eon’a verilen cezayı iptal eder. Verdiği kararda Fransa’nın ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini belirtir ve Herve Eon’un sözlerinin cumhurbaşkanına hakaret içerdiğini kabul etmekle birlikte bunun siyasal yapıda bir eleştiri olduğunun altını çizer. Strasbourg’taki yargıçlar Herve Eon’un cumhurbaşkanına “ yurttaşlara geri zekalı diyemezsin “ demek istediğini ve bunu satirik bir üslupla ifade ettiğini belirtmişlerdir.

         Çağdaş hukuğun ne olduğu ve nasıl işlediğine ilişkin bu ilginç örneği hep  anımsarım. Batı toplumlarının en önem verdiği demokratik hakların başında ifade özgürlüğü gelmektedir. Ne yazık ki ülkemiz bu özgürlüğü hâlâ tam olarak demokrasi kültürü içine yerleştiremedi. En masum eleştiriler bile hakaret kabul edilip insanlar mahkeme kapılarında süründürülmekte, haksız yere cezalar alabilmektedir.

         Bizim gibi demokrasisi henüz tam oturmamış, eleştiri kültürü zayıf doğu toplumlarında bu alanda alınacak daha çok yol var. Bir konuda fikrini cesurca ifade etme, açıklama, bir konuyu eleştirme gibi erdemler öncelikle aile içinde kazandırılmaya çalışılması gereken davranışlardır. Yalnızca hukuksal düzenlemelerle olacak bir iş değildir. Oysa ülkemizde fikrini söyleme, eleştirme değil yalnızca itaat etme öğretilmektedir insanımıza. Ailede, okulda, kamusal ve özel alanlarda ödüllendirilen davranış kalıpları bunlardır. Kimse eleştiriden hoşlanmamaktadır. En aydınımız bile bir eleştiri söz konusu olduğunda çok hoşgörülü bir yaklaşım sergilemede geri durmaktadır. Böyle bir toplumsal ve kültürel iklimde doğup büyüyen siyasetçilerimiz de eleştiriyi sevmemektedir. Oysa eleştiri doğruyu bulmanın, gelişmenin motor gücü olmak gerektir. Kuramsal bir söylemle “ tez, antitez ve sentez” insanın ve toplumların daha iyiye gelişmesinde altın kuraldır. Bizim gibi toplumlar antitez duymak ve bilmek istemiyor ne yazık ki. Herkes bildiğini okumak ve kendisine itaat edilmesini istiyor. Özellikle siyasetçilerde bu böyle. Yerelden tutun genele kadar hiçbir siyasetçi eleştiriye katlanamıyor. Siyasal açıdan bölünmüş ve kamplaştırılmış Türkiye toplumunun ifade özgürlüğü, eleştiri alanlarında alacağı çok yol var daha.

         Daha fazla demokrasinin yolu daha fazla ifade özgürlüğü ve daha fazla eleştiriye hoşgörü göstermekten geçiyor. Bunun yolu ailede anneyi babayı eleştirmekten, okulda öğretmeni ve okul yöneticilerini eleştirmekten, ülke yönetiminde ise yöneticileri ve onların kararlarını özgürce eleştirebilmekten geçiyor. Bu uygar davranışları gösteremeyen kuşaklar yetiştiremezsek işimiz zor.

                                                                                                  19 Kasım 2019






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kent Ormanları ve Aydın’ın Akciğerleri?             Yaşadığımız kentler betonu bol, yeşili az kentlere dönüştü uzun zamandır. Yağmacı ...