ADÜ Ve Aydın’ın
Arkeolojik Zenginliği
Aydın ili ülkemizin, hatta dünyanın en
önemli arkeolojik mirasına sahip özel bir coğrafyasında yer alıyor. Özellikle
ilkçağ uygarlığının en önemli yerleşim yerleri ve kültürel kalıntılarını
barındırması açısından özel bir öneme sahip ilimiz. Bugünkü çağdaş Avrupa uygarlığının
temelini oluşturduğu kabul edilen ilkçağ Helen
kültürünün en önemli kent yerleşimleri İyonya
denen bu bölgede yer alıyor. Bilimin ve bilimsel düşüncenin doğduğu bu
topraklar üzerinde bugün biz yaşıyoruz. Miletos,
Priene, Tralleis, Magnesia, Afrodisias, il sınırları dışında da olsa Efesos gibi kentler dünya kültür mirası
içinde çok ayrıcalıklı bir yere sahip. Bilimin babası Thales’in, modern
kentçiliğin babası Hipodamos’un, atomcu
teorinin kurucusu Leukippos’un yaşadığı topraklarda yaşıyoruz. Ama elimizin
altındaki bu zenginliklerden bihaber yaşıyoruz.
Adnan Menderes Üniversitesi’ne
ülkemizin her ilinden ve bölgesinden öğrenciler geliyor her yıl. Üniversite
sınavında Adnan Menderes Üniversitesi’nin bir fakülte, yüksek okul ya da meslek yüksek
okulunu tercih eden bir öğrenci böylesi önemli bir bölgeye geldiğinin farkında
mıdır bilmiyorum. Ama birçoğunun günlük kaygılarla tercihlerini yaptığını düşünüyorum.
Üniversite bünyesinde aldıkları eğitim bir yana onların kültürel bir kimlik
kazanmasında ve kişiliklerinin zenginleşmesinde bu arkeolojik zenginliğin
önemli bir rol oynayabileceğini düşünüyorum. Ama birçoğunun, yukarıda sözünü
ettiğim kültür varlıklarını görmeden kentlerine döndüğünü de biliyorum. Oysa
burada öğrenim gördükleri 4 yıl boyunca bu arkeolojik zenginlikler, ören
yerleri, kültür varlıkları görmeleri, ziyaret etmeleri gereken yerler olarak
aldıkları üniversite eğitimini tamamlayan önemli bir unsur olmak gerekir. Ama
gerek ekonomik, gerekse kültüre olan ilgisizlik vb. bir dizi nedenden dolayı ülkemizin
birçok bölgesinden kentimize gelen öğrencilerin büyük çoğunluğu buraları
görmeden, ziyaret etmeden kentlerine dönüyor. Ev okul arasında tekdüze bir
hayata alışan bu gençlerin kendiliğinden buraları görme ihtiyacını hissetmeleri
zor. Uzun yıllar üniversitede çalışan biri olarak bunun tanığıyım. 50 000’den
fazla öğrenci sayısına ulaşan ADÜ’nün bu konuda bir proje geliştirmesi ve
üniversite bünyesindeki öğrencilerin belli bir program kapsamında bu ören
yerlerini, antik kentleri ziyaret etmesini teşvik etmesi önemli bir adım
olacaktır. Kâr amacı gütmeden, tamamen ekonomik sosyal bir proje olarak
öğrencilerini kentimizin önemli ören yerleriyle buluşturması ülkemiz genelinde
bir ilk olacaktır. Hatta buraların ziyaretini ders müfredatına bile koymaları
sonsuz yarar sunabilir. Üniversitemizin Fen
Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü bu konuda öncülük etmeli ve girişimde
bulunmalıdır. Ama bu konu üniversitenin temel önceliklerinden biri olmalıdır
her şeyden önce. Akademik yaşamın içinde yer alması gereken temel bir parametre
olmalıdır. Hiçbir öğrenci kendiliğinden “bilimsel
düşüncenin doğduğu Miletos’u görmeliyim” diyerek hareket etmez. ‘ “Ünlü felsefeci Herakleitos’un yaşadığı Efesos’a gitmeliyim” demez. Afrodisias antik kentini duymuştur ama
bütçesi elvermediğinden gidip göremez. Bunu yapanlar iki elin on parmağını
geçmez. Onları bu zenginliklere yönlendirecek, o kültür varlıklarının önemini
anlatacak, anımsatacak bir akademik iklim gerekir. Bunu yapacak ise öğretim
elemanlarıdır, derslere giren hocalardır, daha üst düzeyde üniversite
yönetimidir. Özellikle, günümüzde eğitimin dibe vuran yapısı göz önüne
alındığında gençlerimiz kültüre, tarihe ilgi duyar bir şekilde yetişmiyorlar. Oysa
yaşadığımız toprakların önemini, orada yer alan kültürel zenginlikleri bilmek,
onları özümsemek, korumak dünyaya bakış açımızı değiştirir. Ufkumuzu
zenginleştirir. Ülkemize ve yurdumuza olan ilgi ve sevgimizi besler.
Matematik bölümü öğrencileri bir
derslerini Thales’in kenti Miletos’ta yapmalıdır. Felsefe bölümü
öğrencileri “ her şey akar, hiçbir şey
durmaz” diyen diyalektiğin babası Herakleitos’un
yaşadığı Efesos’un tiyatrosunda hocalarından ders dinlemelidir. Arkeoloji
bölümü öğrencileri Magnesia Artemis
Tapınağı’nın mimarı Hermogenes’i
antik kentin kalıntılarını soluyarak, yaşayarak öğrenmelidir. Aya Sofya’nın iki
mimarından biri olan Tralleisli Anthemius’u
ören yerinin jimnazyumunda açıklamalıdır arkeoloji hocası. Bunlar o öğrenciler
için unutulmaz anılara dönüşecektir. Tralleis’de mimar Anthemius üzerine bir sempozyum yapılmalı, düşünülmelidir. Bu
uluslararası bir sempozyum olmalıdır da. Üniversite bunları yapınca üniversite
olur.
ADÜ büyük bir eğitim kurumu ve yetişmiş
kadrosuyla bunları yapabilecek güçtedir. Üniversite yönetiminde böylesi bir
anlayışın yeşermesi ve hayata geçmesi için öncelikle arkeoloji bölümü öğretim
elemanlarının bunu kendilerine dert edinmeleri, konuyu olgunlaştırmaları ve
somut projeye dönüştürmesi gerekir.
Ülkemizde eğitim, ne yazık ki hayattan
kopuk, okulun sınıfına hapsolmuş, öğretmen merkezli, düşünmeyi ve sorgulamayı
değil ezberlemeyi ve tekrar etmeyi alışkanlığa dönüştüren bir kısır yapıda
dönüp duruyor. Eğitim alanında çağı yakalamak için ezberleri bozmak, dünyaya
bakmak, onu izlemek ve eksiklerimizi saptamak gerekiyor. Ülkeyi yapanların
böyle bir dertleri yok. Ve zaten sorun da burada.
15 Ocak 2020
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder